Ağlarken veya bişeyler düşünürken odamın penceresinden yol üzerindeki sokak lambasının ışığında belli olan kar tanelerini ve yağmur damlalarını hiçbiri yoksa Beytepe Köyü'nü izlemeye daldığımı hatta bunu alışkanlık haline getirdiğimi farkettim. Çok sık ağlayıp derin düşüncelere daldığımdan değil de her defasında kendimi farkında olmadan pencerenin önünde bulmak garip geldi. Dün mesela hiç ayrılmadım oradan.
Şeyma gelince artık günlerce sürecek dedikoduları da penceremizin önünde yaparız. Hem Şeyma'yı ben özlemedim ki odamız özledi.
Bunların hiçbiri değil de, yazıyı yazmaya başlarken "sokak lambası" nın adını unutup 2-3 arkadaşımla aşağıdaki gibi diyaloglar yaşamam daha görülesiydi.
gözdE:
hani yollarda uzun uzun ışıklar oluyo ya
yolu aydınlatmak için
onların adı neydi
sokak lambası evet
simdi hatorladm
HATORLAMAK
dgru dmi
sel:
evet sokak lambası
ama bunu unutmuş muydun gerçekten
Google'a aratacaktım da ne yazacağımı bilemedim. Ama hiç utanmıyorum, zamanında vişnenin ne olduğunu unutup "kırmızı olan kiraz gibi şey değil miydi?" diye sormuşluğum var. O an cidden kendimden korkmuştum. Bu ne ki onun yanında?
Bu arada İzmir'e gitmeyi beklemek İzmir'den daha mı güzel ne?
8 Şubat 2010 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Tıkanma noktası her an başımıza gelebilecek bir durum. O an dünya duruverir, kelime bir türlü sıyrılıp çıkmaz dudaklardan. Farklı bir tutkudur bu. Nerede saklanıyorsa kelime, onu bulup tekrar sarılmadan bırakmayız. Arar durur ve bulunca yine rutinleşiriz işte. Hayat bu.
YanıtlaSil